Değerli büyüğümüz, Muzaffer MADEN ve Sevgili Eşi Annamarie Meryem Ana MADEN Titizlikle Planladıkları Zorlu Moğolistan Gezisinden Mutlu Olarak Döndüler.
(25 Haziran -Temmuz-1 Ağustos 2008)



 



Merhaba değerli Madanlar ve dostlarımız.

Büyük Moğolistan gezimden, sağsalim ve dopdolu olarak döndüm. Yurduma ve sizlere kavuşmaktan çok mutluyum. İlk fırsatta sizlere gezi izlenimlerimi aktarmak istiyorum. Bu gezimi en kısa sürede İlk kitabım olan "Kaşgar ve Ötesi" 'ni tamamlayan bir kitap haline getirmek de fikrindeyim. Sabırsızlığınızı tahmin ederek ilk etapta, beni duygulandıran hatta ağlatan bir gezi anımı ses dosyası olarak sizlere sunuyorum. Burası, Altay Dağlarında Bayan Ulgii Aymak'ında davet edildiğim "Sagan Sala" yaylasındaki , 94 yaşında "Horunkan Dede" ve çocuklarının yaşadığı Kazak Çadırlar bölgesidir. Beni buraya, Horunkan Dede'nin büyük oğlu "Habdıl Murat" getirdi.
Çadırda, beni çok duygulandıran "Kara Sazım" isimli türküyü ikinci oğlu "Aman Gazi" saz çalarak söyledi. Orada, Abil Gazi, Talaskan, Bakıt Gazi, Adıgül, Kanya gibi kardeşlerimizi tanıdım. Beni Bayan Ulgii hava meydanında karşılayan ve her konuda yardım eden "Jolaman BULAN" kardeşime ve diğer kardeşlerimin hepsine çok teşekkür eder esenlikler dilerim.

Değerli Madanlar ve dostlarımız, Ramazan Bayramınız şeker gibi tatlı olsun. "Niçin Moğolistan?" yazımla tekrar görüşmek üzere...
Hepinize esenlikler dilerim. Muzaffer MADEN (25.09.2008)

Filmi buradan izleyebilirsiniz>>>

Aziz Dostlarım
Dünyaya yayılmış (Moğolistan'daki yeni dostlarım dahil) siz iyi insanlar...
... Nerde kalmıştık!
Sizleri sevgiyle, saygıyla, takdirle, gururla, minnettarlıkla, özlemle, teşekkürlerle... kucaklıyorum.
Sizler ne kadar güvenilir, olgun, sabırlı, anlayışlı... dostlarsınız.
Varlığınızla, içtenliğinizle, iyi niyetinizle hem dostlarınızı hem de kendinizi yüceltiyorsunuz.
Sevgili Madanlar ve değerli dostlarım, varlığımız ve birlikteliğimiz; mutluluk kaynağımız ve yaşama sevincimiz
olmuştur. Ne olursa olsun, ne kadar zaman geçerse geçsin, hayatta Muzaffer Maden
sizleri zaten unutmadı, unutamaz, unutmayacak da...
Ancak toparlanabildim.
Gönlümde özel bir yeri olan siz değerli dostlarımla bundan böyle bu kadar ayrı kalmıyacağız inşallah.
Hepinize selam ve sevgiler Muzaffer Maden


05.12.2008


2009 İNCESU GÜNÜ

10. Geleneksel İncesu Kültür- Sanat Festivali

               

Merhabalar Hepinize

İncesu havasını içine çekmiş, İncesu pınarından içmiş, İncesu masalları, öyküleri dinlemiş, İncesu güzelliğini tatmış akrabalarımız, komşularımız,
İncesulular ve aziz dostlarımız, güzel insanlar, büyük küçük hepinizi sevgi ve saygıyla kucaklıyorum. Ayrıca İncesu Festivali’nde emeği geçenleri içtenlikle kutluyor ve onlara teşekkür ediyorum.

Köyümüzden yetişen Ali Rıza Seçme, Turan Karlı ve Mustafa Özçay gibi seçkin hocalarımızın arasında, bu yaşımda, sizlere söz söylemek, sizleri kucaklamak zevkini tattırdınız bana. Sağolunuz.
Çocukluğumdan beri okumayı çok seviyorum. Hatta Tülü Bahçe’mize gidip gelirken eşek üstünde bile kitap okurdum. Buna zamanla gezmek tutkum da eklendi. Diş Hekimliği mesleğimi de çok sevmiştim. Yaşlandıkca birikimim de arttı tabii. Hayat elverdikçe yazmaya da devam edeceğim inşallah.
Şu da bir gerçek, Kültür Bakanlığı’nın çıkardığı Kaşgar ve Ötesi kitabım da yazı hayatımın bir doruğu oldu. Hele Kaşgarlı Mahmud’un bininci doğum günü sebebiyle İstanbul Üniversitesi’nde adıma bir plaket verilmesi teklifinde bulunuldu. Buna da çok mutlu oldum. Şükürler olsun.

Beldemizin Aziz İnsanları ve Konuklarımız
Sizlere bu gün, madem ki adım gezgine çıktı, 2008 yazında yaptığım Moğolistan gezimden birkaç anımı aktarmak istiyorum. Moğolistan konusunda bir kitap yazabilmek için ise daha çok şey öğrenmem gerekli.
Şimdilik, ilk fırsatta oralara tekrar gidebilmeyi düşlüyorum.
Önce Moğolistan hakkında kısa bilgiler:
Moğolistan, Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında sıkışmış, Türkiye’nin 2 kat büyüklüğünde bir ülke. Nüfusu 3 milyon civarında. Başkent Ulan Batur’da nüfüsun yarısından fazlası yaşıyor.
1924 den bu güne kominist bir idareleri olmuş. Önce Çinliler, sonra Ruslar gelmişler. Rusya’nın dağılması sırasında da özgür olmuşlar. Zengin yeraltı kaynakları var, işletilmiyor henüz. Fakir bir ülke. Hayvancılık en büyük gelirleri.
Büyük Hun, Göktürk (Orhun yazıtları vs.) Uygur ve Moğol devletlerinin beşiği, yaşadıkları yerler.
Bugün Türkler Moğolistan’da ilgi de görüyorlar, dostluk da, yani itibarlılar. Moğol – Türk Kollejleri de başarılı doğrusu.
Moğolistan’da kadın hakları çok iyi yerleşmiş. Bize göre, sanırsınız erkekler çoğunlukla kılıbık. Her Moğol kendini Cengiz Han sanıyor, kendilerine çok güveniyorlar.
2008 yazı eşim Annemarie – Meryem Ana ile birlikte, toplam bir buçuk ay kadar süren, Moğolistan gezimize çıktık.
İlk üç gün Ulan Batur’da Gobi Çölü’nü, Orhun Vadisi’ni, Cengiz Han’ın doğup büyüdüğü yerleri ve Altay dağlarında görülecek yerleri içeren gezi planımızı yaptım. Anlaştığım seyahat Acentasından iyi bir cip (Jeep), bir şoför ve bir rehber temin etmesini istedim. Rehber bilgili olmalı ya Türkçe ya Almanca bilmeliydi. Pazarlığımı Türkiye’de okumuş, Türkçe kitapları Moğolca’ya çeviren SARNAY isimli becerikli bir Moğol kadını yaptı. Böylece 12 gün sürecek ilk gezimiz Gobi Çölü yönüne başlamış oldu.
Moğolistan’da ilk hayran olduğum şey yeşillikti. Yerden tepelere, göklere kadar her yerde yeşillik. Uçsuz bucaksız her yer yemyeşil. Yeşile doydum sanki.
2008 yaz ayları çok yağmur yağmış. Her yer çayır çimen. Hayvanlar semiz, sahipleri çok mutlu.
Otlak ne demek burada öğrendim. Otlak uğruna savaşları da. Düşünelim bizim buralardaki bir kaç köyün arazilerinde sadece bir kaç sürü otluyordu. Sahipsiz gibi sürüler. Sahipleri sürüleri haftada bir, motorsiklet ya da atla kontrol ederlermiş. Özel arazi, ziraat işleri vs. olmayınca hayvanların zarar vereceği bir durum yok ki. Yol bile yok. Birinde yolsuzluktan 4 saat kaybolduk. Her yer yeşil çayır yaz aylarında. Kışın sürüler aşağı vadilere inerlermiş.
Büyük sürüler gördük: At, koyun, keçi, yak, sığır, deve sürüleri. 
Moğolistan’da turist olarak ilk şaşkınlığı,  çaresizliği Tuvalet işinde yaşadık. Yerleşim yerleri dışında arazi ekseriyetle bir karış kadar büyümüş çayırla kaplıydı. Başkaca ne ağaç, ne taş, ne kaya, ne bitki, ne çukur, ne yükselti, ne bir gölge vardı. Herkes Tuvaletini herkesin önünde yapıyordu. Ne yöne dönse bir yerleri görülüyordu. Herkes aynı şeyi yaptığı için bir kaç gün içinde herşey normalleşti, alıştık.
Gezi rehberimiz çok bilgili, Almanca’sı iyi, devletten ödül almış yaşlıca bir Moğoldu. Ressamdı da.
Daha gezimizin ilk günü rehberimizi üzgün, durgun, neşesiz gördüm. Sebebini sordum. Bana doğrudan bu sabah o pazarlık yapan hanım kimdi diye sordu. Neden sordun dedim. O hanım bana sizin çok titiz olduğunuzu, ne derseniz yapmamı ve sizi öldürmeden geri getirmemi istedi. Neden öyle dedi. Ben sizi öldürecek miydim ki ? Demekki rehberimiz, tercümanımız kadına çok sinirlenmişti. Bu yanlış anlamanın tercüme hatası olduğunu olabileceğini hemen fark ettim. Kadın, öldürmeden geri getir yerine sağ salim getir demiş olabilirdi. Rehbere durumu açıkladım ve onu rahatlattım. Dünyada ne feci tercüme hataları oluyor kim bilir !
Bütün gezi boyu, sabah kahvaltımızı ve akşam yemeğimizi gecelediğimiz çadırda (ger) yedik. Öğle yemeklerimizi ise her gün yanımızda taşıdık. İlk günü öğle yemeğimizi  çikolata ile bitirdik. Çikolatının ambalajının çok büyük, içeriğinin ise çok küçük oluşu dikkatimizi çekti. Yırtılan ambalajı inceledik. Firma, Gebze-İstanbul-Türkiye adresindeydi. Kınadık. 2. gün öğle yemeginde gene çikolata vardı. Ambalaj ve içeriği çok ölçülüydü. Memnunduk. Firma adresi ise Karaman Konya-Türkiye diye yazılmıştı. Sevindik. Türk firmaları Gobi Çölüne erişebiliyorlar ne güzel. Biraz daha dikkat ve kalite istersek çok mu olur.
İlk günler rehberimiz benden çok memnundu. Bir ara bana 5-600 km sonra, Çin kaynaklarına göre Moğolların atası olan Hyung-nu (Hunlar)ın Başşehri Porselen Şehri’nin yakınından geçeceğiz. Size  orayı göstereceğim dedi. Ben onu darıltmamak için ona hemen itiraz etmedim. Sonraları bir kaç defa daha aynı yanlışı söyleyince dayanamadım. Ona, bak, Çin kaynaklarına göre Hyung-nu’lar Moğolların değil, Güney Sibirya halklarının ve Türklerin atasıdır yazılı.
Moğolların atası Tung-hu’lardır. Elimdeki Almanca kitapları gösterdim ve ekledim. Hyung-nu’ların büyük kıralı Mudon Şenyu (Mete Han) ilk büyük savaşını Tung-hu (Moğol)lara karşı yaptı. Onları yok etti. Mete eğer Moğol olsaydı bu kadar şiddetli savaşır mıydı dedim. Bir tek kelime söylemedi, ama bana kızmıştı. Bir kaç gün sonra ona Hun başşehrine daha gelmedik mi diye sorduğumda bana oraya gidemeyiz, arada nehir var, köprü yok, geçemeyiz dedi. Başka bir arabayla ya da bir motorsikletle mümkün olup olamıyacağını sordum. Orayı benden başkası bilmez ki dedi. Ne yazık ki Hunların (Hyung-nu) başkenti Porselen Şehri’ni göremedim sonuçta.
Bir not düşmeliyim burada:  Bazı tarih kitaplarında Büyük Hunların Başşehirlerinin Ötüken’de olduğunu okudum. Belki ikisi de aynı yerdir. İncelemeli.
Kanımca kendimizi, Tarihimizi çok iyi bilmeliyiz. Yoksa başkaları onlara sahip çıkıyor. Karagöz, Baklava…. konularını unutmayalım. Biz de yalanları, yanlışları ağzımız açık dinlemek zorunda kalıyoruz. İçaçıcı bir durum değil doğrusu.

 

Altaylarda Tuva Türkleriyle de konuştum. Sayıları saydık. Torun (oğlan oğlan). Vücüt azalarını saydık, Narin adı kadınlarda çok yaygınmiş. Saç (deri tüyü). 15-20 kişiye sormuştum osurmak mı dersiniz, yellenmek mi ? Hepsi birden osurmak diye bağırdılar ve gülüştük.
Asıl Tuvalar Rusya’da çok. Başkentleri Kızıl.

 

Altaylarda yaylada Koruhan dedeyle tanıştım. 93 yaşında. 4 çadır (ger) da çocukları, torunları yaşıyordu. At sürüsü vardı. Çok saf. İyi bir müslümandı. Herşeye açık. Hurafeye de Masala da. Benden iyi bir dua kitabı istedi.  Sonra bir dua kitabı bulup, ona gönderdim.
Oğlunun  sazla çaldığı Kara sazım şarkısında ağlamıştım.

 

Bir zamanlar, Çin kaynaklarına göre, Moğolistan’da da yaşamış olan Mete Han nasıl bir hükümdarmış :
Mete Han/ Bagatır/Oğuz Han/Yabgu/Tanrıkut/Şanyü/Tanhu/
Mudon Şanyü, MÖ 209 da babası Teoman’ı öldürdükten sonra kargaşa olmuşsa da beyler tarafından Yabgu seçildi. Hun Devleti’nin doğusunda Proto- Moğol bir kavim olan Tung-hular, güneyinde Han hanedanının hüküm sürdüğü Çin Devleti, güneybatısında Hunlarla akraba olan Yüeçiler hüküm sürmektedir. Şanyü Tuman/Teoman döneminde Hun Devleti bu devletlerle ekonomik ve askeri açıdan eşit hale gelmiştir. Tung-hular, Mete Han tahta geçtiğinde bu genç hükümdarı korkutarak yenebileceklerini ve Hun ülkesini istila edebileceklerini düşünmüşlerdir. Bu sebeple önce Mete Han’ı denemek için ondan Teoman Han’ın, bir günde beş yüz kilometre kadar koşabilen değerli atını istemişlerdir. Mete Han beylerini toplayıp fikirlerini sormuş. Ekseriyet ’’at verilemez’’ demiş. Mete Han ise ’’at benim özel malımdır ve bir at ne kadar değerli olursa olsun, bir komşudan daha değerli değildir’’ diyerek atı Tung-hulara göndermiştir. Mete Han’ın korktuğunu sanan Tung-hular, bir müdet sonra onun sevgili eşini istemişler. Mete Han gene beylerini toplayıp fikirlerini sormuş. Ekseriyet ’’eş verilemez’’ demişlerse de Mete Han: ’’ Eşim benimdir. Bir kadın bir komşudan daha değerli olamaz,’’ diyerek eşini Tung-hulara göndermiştir. Mete Han’ın kendilerinden korktuğunu ve ne istenirse verileceğine düşünerek Tung-hular sınır bölgesinde kullanılmayan kıraç bir araziyi istemişlerdir. Bunun üzerine Mete Han gene beylerini toplayıp fikirlerini sormuş. Bir kısmı ’’arazi verilsin, bir kısmı da verilmesin demiş’’.
Bunu üzerine Mete Han: ’’Toprak devletindir, devletin temeli topraktır verilemez,’’ diyerek, hemen ordusunun başına geçmiş ve Tung-hulara saldırmış ve onları büyük bir yenilgiye uğratmıştır. Artık doğuda Hunların önünde hiçbir engel kalmamış, Doğu Moğolistan’la birlikte Çin’in kuzeyindeki Jebol/Yebol eyaleti de Hunların eline geçmiştir. Mete Han ilk fırsatta ’’Bu çorak arazi Tung-hulara verilsin’’ diyen beylerini de ’’Devletin temeli topraktır, asla verilemez’’ düşüncesiyle öldürtmüştür. Tung-hular (Moğollar) da bu ağır yenilginin acısına 80 yıl boyunca yas tutmuşlardır.

                                                     
                                                              Muzaffer Maden

 

Bazı faydalanılan eserler:
 
TÜRKEŞ-GÜNAY, Prof. Dr. Umay, TÜRKLERİN TARİHİ, Geçmişten Geleceğe, Akçağ Yayınları, Ankara 2007

GUMILEV, Lev Nikolayeviç, HUNLAR, Tercümesi D. Ahsen BATUR,
Selenge Yayınları, İstanbul 2005

MEMİŞ, Prof. Dr. Ekrem, ESKİÇAĞ’DA TÜRKLER, Çizgi Kitapevi Yay.,
Konya 2005

 

                                                             
                                                             

 

İncesu, 15 Ağustos 2009

                                           

 

MADANLAR'A MUTLU BİR HABER

Madanlar.org dan sonra ikinci sitemiz Madanlar.net'e kavuşmanın verdiği mutluluğu yaşıyoruz. Hepimize hayırlı olsun!

Bundan böyle Madanlar.org sitemizde Derneğimizin (MADANDER) faaliyetlerine, soy ağacına ve diğer bilgilere, Madanlar.net de ise ekseriyetle kültür, araştırma, üye forum faaliyetleri yanında daha başka yeniliklere yer vermeyi planlıyoruz.
Madanlar sitelerimiz inşallah aramızda bizi birleştirecek çok önemli bir köprü olacak sonuçta. Bütün Madanlar ve dostlarımızın bizi desteklemelerinin devamını bekleriz.

Hepinize en iyi dileklerimizle sevgiler, saygılar sunarız.

                                                                                                                      Muzaffer Maden

11 Ağustos 2007

Siteye Giriş-->>