Sevgili Madanlar, Akrabalarımız ve Dostlarımız,

Bugünkü üçüncü Madanlar Günü’ne katılan siz değerli konuklarımızı sevgi ve saygıyla selamliyorum. Huzurunuzda toplantımızı açmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum ve toplantımıza da başarılar diliyorum.
Büyük küçük hepiniz hoş geldiniz.

Güneykent’li akraba, dost ve arkadaşlarımıza
konukseverliklerinden dolayı çok teşekkür ederiz. Öğle yemeğimize davetlidirler. Onları da aramızda görmek isteriz.

Sevgili Madanlar,
Hayırlısıyla, örneği çok az olan zor, tarihi ve güzel bir işe başladık.

Ne demiştik:
Biz Madanlar’da da ailemiz büyüdükçe aramızdaki iletişim zayıflıyor; birbirimizden kopuyoruz. Böyle devam ederse bizden sonraki kuşaklar birbirlerini tanıyamayacak duruma düşecekler. Oysa, belli zamanlarda bir araya gelebilirsek hem hasret giderir hem de aile bağlarımızı güçlendirebiliriz. Böylece de birbirimizi daha iyi tanımamıza atalarımızı anmamıza – onlardan örnekler vererek – çocuklarımıza ’’Madan’’ olma bilincinin aşılanmasına katkıda bulunabiliriz. Ayrıca dayanışma sağlandıkça, akrabalar arasında sevgi ve saygı bağı da derinleşmiş ve pekişmiş olur.
Kim kendini ’’Madanlar’’ dan biliyorsa, kim kendini ’’Madan’’ hissediyorsa (Madan, Maden, Madenci, Madanoğlu, Madangil…), sevgili kızlarımız, sevgili oğullarımız, küçük-büyük
Hepimiz ’’Madan Ailesi’’ndeniz diyoruz.

Gene ne demiştik:
Şimdiye kadar olduğu gibi bu toplantımızın da uzaktan yakından hiçbir siyasî, dini yönü ve aşiretcilik, bölücülük, ırkçılık gibi ideolojilerle… ilgisi yoktur. Herkes düşüncesinde özgürdür karışmayız biz. Hepimiz akrabalarımızı, komşularımızı, yurdumuzu, milletimizi, insanları seviyoruz. Hepimiz sevgiden, saygıdan, birlikten yanayız. Dileğim sadece soyumun, ya soy ağacını yapabilmek, kayda geçirmek ya da yapmağa çalışanlara yardım etmek. Böylece babam ve onun sülâlesinden başka babalar, analar da unutulmasın. Madanlar unutulmasın istedim.
Yardımlaşma, dayanışma, bilgi alış-verişi, sevgi ve saygıyla insanımız – mümkün olduğunca öbür isanları da soyutlamadan – daha az acı çeksin, daha zengin, daha mutlu olsun istedim.

Sevgili Madanlar,
Bir yaşlınız, yorgun bir savaşcı olarak birkaç söz daha söylemek istiyorum izninizle. Madanlar Günü toplantımız gerçekten çok olumlu geçiyor.
Herşeyden önce bizlere birbirimizle kucaklaşma fırsatı veriyor, birbirimizle hasret gideriyoruz, ruhlarımızı yıkıyoruz. İlişkilerimiz yenilenip güçleniyor. Sonra etraflıca düşünme fırsatı da buluyoruz. Geçen zamanda hepimiz neleri başarmışız, neleri başaramamışız, gelecekte neler yapmalıyız, yapabilmeliyiz. Görüş, bilgi alış-verişi, değerlendirme, öz eleştiri… ne dersek diyelim bunlar iyiye varmak için olumlu birer aşamadır. Herşeyi hoşgörü ile görüşelim, karşılıklı fikirlerimizi söyliyelim. Bir de birbirimize destek olalım. Kendimizce haklı bir sebepten kırılmış, üzülmüş bile olsak destek olmaya çalışalım. Bunu bir yaşlınızın ricası olarak kabul edin lütfen.

Madanlar Günü ve Madander Derneğ’imizin doğup-gelişmesine çok  emek vermiş sevgili Madankızları, Madanoğulları, kardeşlerim, gelinlerimiz, damatlarımız, eniştelerimiz ve akrabalarımız hepinizi de en içten duygularımla selamliyor ve sizlere teşekkür ediyorum.
Sözün kısası. Ne güzel oldu. Herbirinizi ayrı ayrı bağrıma basıyorum, kucaklıyorum. Bugün gelemiyenler ise inşallah gelecek toplantımıza buyururlar.
Bizlerin bugünlere erişebilmemizi sağlayan kendilerine minnet borçlu olduğumuz ecdadımızı, şehitlerimizi, isimsiz kahramanlarımızı, ölmüşlerimizi, eş, dost, akraba, ana, babamızı bir kere daha saygıyla anıyor, hepsine ayrı ayrı rahmetler diliyorum. Ruhları şad olsun. Nur içinde yatsınlar.
Bu buluşmamızda da tanışmalarımızın ve yakınlaşmalarımızın hepimize iyilikler, güzellikler getirmesini ve en içten sevgilerle yüklü olmasını diliyorum.

 

Değerli konuklarımız,
Biliyorsunuz Uluborlu doğumlu babam İncesu köyünde yaşadı.
İncesu’da iz bırakanlar deyince benim aklıma doğal olarak rahmetli babam Madanoğlu Hacı Tevfik Maden geliyor. Bir pano üzerinde, bazı resim ve yazılarla, onun hayat özetini göstermeye çalıştım. Panoyu buraya getirdim. Görebilirsiniz.

Anılar ihtiyarların bastonudur demişler. Babamdan şu anılarımı sizlerle paylaşmak istiyorum:
Rahmetli babam sigara tiryakisiydi. Çocukluğumda para kıttı.
Paradan çok itibar geçerdi. Sigara çoğu zaman tane ile satılırdı.
Tülü’deki bahçemizde günde, karşılıklı 250 – 260 aşı yapardık. Babam getirdiği birkaç tek sigarayı daha kuşluk olmadan içip bitirir, beni köye bakkala sigara almaya gönderdi.’’ Oğlum başım şişti, çok geç kalma, çabuk gel’’ tembihiyle yola koyulurdum. Benim yıllarca sigara peşinde koşturmam da aşağı yukarı şöyle bir yörüngeye oturmuştu. ’’Bakkal dayı, bakkal dayı.’’ Çoğunlukla bir kadım sesi ’’Kim o?’’ derdi. “Ben Nuri, (çocukluğumda ölen dayımın adıyla çağırılırdım) babamın selamı var, sigara istiyor.’’  ‘’Burada sigara yok, bakkal dayın yanında Devrent’e götürdü.’’ Ben o çocuk adımlarla kilometrelerce yolu en hızlı biçimde kat ederdim. ‘’Bakkal dayı,
Bakkal dayı, babamın selamı var, sigara istiyor.’’ Çift sürmeyi
bir an bırakıp, eli ile bana göstererek ‘’Bende sigara kalmadı, Karapınar’da Kör Mehmet’e sor, onda vardır.’’ Tekrar son süratle yollara koyulurdum. ‘’Mehmet dayı, Mehmet dayı, babamın selamı var, sigara istiyor.’’ Elimde bir iki tek sigara bahçeye koşardım. Rahmetli babam ‘’İtin eniği! Nerede kaldın? Başım şişti’’ der, hemen bir sigara alıp yakardı. Bense içimden çok da dikkat istemeyen bir iş yapan babamın, niye başının şiştiğini anlayamazdım. Yıllarca sigara için İncesu ovasında koşturdum, durdum. Bu yüzden zamanımızın moda sporu yürüyüşü hiç sevmiyorum. Zira gereğinden fazla yürüdüğümü düşünüyorum. Ama haksızlık da etmeyeyim, o yürüyüşler bana bugünkü sağlığımı kazandırdı. Rahmetlı babam akciğer kanserinden öldü. Pişmanlığını şu sözleri göstermiyor mu?
‘’Oğlum, keşke insanın elli yaşından sonraki aklı, elli yaşından önce olsaydı.’’
Dediğim gibi günde karşılıklı 250 – 260 aşı yapardık. O sıcak günlerde bana, beyaz, mantar şapkası başında, yağlığı boynunda dolalı, dünyadan bahseder, anılarından anlatırdı. Sesi güzeldi. Çalışırken şarkı da söylerdi: Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır. Aç kolların, sar boynuma, üşüdüm, üşüdüm, saramam ben. Telgrafın tellerine kuşlar mı konar, herkes sevdiğine böyle mi yanar... Aklımda kalan sevdiği şarkılardı. Onun aşılı fidanları bütün komşu köylere, Dinar’a da yayıldı.
Ziraat Dairesinden bile ağaç konusunda ona sorarlardı.
Bir gün Macaristan’dan bir kayısı filizi gelmişti, kutu içinde.
Bana açtırmıştı kutuyu. Aşı filizinin saklandığı nemli kumun temizliğini hâlâ hatırlıyorum.
Köyümüze, konu komşuya da aşılı fidanlarından bedava dağıtırdı. Bir gün sormuştum niçin bedava verdiğini. ‘’Bak oğlum,’’ demişti. ‘’Komşunda da olursa seni kıskanmaz. Senin meyveni çalmaz. Ağacının dallarını kırmaz. Sonra, yeşil oksijen demektir. Akciğer demektir. Herkese, her canlıya gereklidir.’’ Ne ileri görüş! Demek ki ilk çevrecimizmiş babam. Ruhu şad olsun.

Son olarak sizlere güzel bir haberim var.
İçimizden biri, Madanlar’ın değerli eniştesi yazar, şair, Gazi Hasan Hisarardınlı ilk kitabını  çikardı. „Hayatın İçinden“i Madanlar Günü şerefine, sizler için imzaladı. Arzu edenler masamızdan alabilirler.

Hepinize sevgi ve saygılar sunarım. Hepinize mutluluklar dilerim.

 

                                                   Muzaffer Maden

  

Güneykent, 12 Temmuz 2009