Madanlardan Anılar

Madanlardan İncesu'da İz Bırakanlar :

MADANOĞLU
HACI TEVFİK MADEN

Uluborlu 1895 (1311)-İncesu 22 Ekim 1976


Tevfik Maden'in Son Fotoğrafı
(15.09.1976)

İncesu tarihinde silinmez izler bırakan, girişimciliği ve çalışkanlığı ile çevreye örnek olmuş yenilikçi ve aydın bir kişi.

Madanoğlu Hacı Tevfik Maden Isparta’nın Keçiborlu ilçesine (önceleri Dinar) bağlı , İncesu Beldesindendir.
82 yıllık yaşamı boyunca bilgi, ahlak ve adaleti daima ön planda tutmuş, Cumhuriyet döneminin gerçek milli duygularını yansıtmış şahsiyetlerdendir. Babası Uluborlu’dan, Madanoğlu Hafız Mehmet, annesi ise İncesulu, Salmanlar’dan Güllü ve Kasım kızı Emine’dir. İncesulu Mava (Mavi Ağa)nın torunu, Ayşe ve Mustafa kızı Safiye (1901 (1317) – 9.4.1999) ile 1929’da evlendi. Bu evlilikten sırasıyla beş çocukları oldu: Muzaffer, Türkân, Birsen, Mehmet Tevfik, Ahmet Refik. Onlardan da........ torunları oldu

ÖZGEÇMİŞİ


Kahire Yıllarında

1895’de Uluborlu’da doğan Madanoğlu Hacı Tevfik Maden’in çocukluğu orada geçti. Mahalle okuluna, iptidai mektebe, sonra Uluborlu’da rüştiyeye gitti. Kendi bahçelerinde çalıştı. Kendi keçi sürüleriyle Dorum Oluğu gibi çeşitli yaylaları dolaştı. Bir müddet Konya Öğretmen Okuluna devam etti. 1909’larda, 14 yaşlarında Konya’da okulunu terkedip, daha iyi okumak için Mısır’a gitti.

Kahire’de dilencilik yaptı. Çeşitli işlerde çalıştı. Batı Akdeniz’le Singapur arası gemilerde çalışarak çeşitli ülkeleri de tanımış oldu. Neticede Kahire’de kendi adına oldukça büyük bir lokanta açtı.

Aradan yıllar geçti. Hasrete dayanamayıp 18 yıl ayrılıktan sonra Uluborlu’ya geldi. Babasının Sarıkamış-Kafkas cephesinde şehit olduğunu öğrendi. Anası yapayalnızdı. Anasının isteğine uyarak ve intizarından korkarak Uluborlu’da dolayısıyla İncesu köyünde kaldı. Bir daha Mısır’a gitmedi. 3.3.1927 tarihinde Dinar nüfusuna kayıt oldu. Anasına çiftçilikte yardım etti. Okur-yazar olduğu için, işi olan herkese yardım etti. Haksıza haksız diyecek kadar cesurdu. Ama sülâle geçimsizliği yüzünden onu köyde seven de oldu, sevmeyen de. Bazılarının engellemesine rağmen, bir akrabasının önerisiyle, Mava’nın torunu Safiye ile Ocak 1929’da evlendi. 1930’lu yıllarda köyde muhtarlık da yaptı.1933 yılında Tülü mevkiindeki bahçesinde yetiştirdiği ağaçları kesip bağları söktüler. Bununla ilgili olarak 23.5.1933’de İncesu köyü ihtiyar meclisince verilen karar da, ayak izlerine göre, köyden dört kişi Madanoğlu Tevfik Efendi’nin bahçesinden 248 ağaç ve 40 bağ çubuğunu yok etmiştir diye yazılmıştır. İyimserdi, çalışkandı, yeşile aşıktı, zorluklardan yılmadı, çoğumuzun bildiği o güzel, örnek ikinci bahçeyi de yetiştirdi. Eski ve yeni yazıyı çok iyi bilirdi. Hafızdı. Görmüş geçirmiş, ufku geniş bir kişiydi. Her konu da okudu. Hicivden de hoşlanırdı. Türk, İslam fikir dünyasını ve dünyayı iyi bilirdi. Yurt severdi, yardım severdi. Tarafsızdı. Hür düşünceye saygılıydı. Köyün ve köylünün resmî dairelerle işlerini karşılık beklemeden görürdü.

Köye getirdiği yenilikler:

*Köye modern ziraatı getirdi. Tahıl, bağ, bahçe işleri, küçük yeni aletler. İlk tohum ve ağaç ilaçlama. İlk İspanyol nohudu, yer fıstığı, ispir, Kütahya vişnesi, soğan, iskelen, domates ve çeşitli meyve cinsleri. Çeşitli ağaç aşılama yöntemleri. Netice de örnek bir bahçe kurdu. Ünü Ziraat Bakanlığına kadar gitti.

*Köyün dere yamaç ve dağlarında bir Polonyalı Jeologla maden aramacılığı yaptı. Asfalt bulundu.

*Kireççilik. İlk defa Ömer Karlı ile birlikte birkaç yıl, sonra tek başına.(Açtığı Kireç Ocakları : 1.Şarlak'a yakın Çay Deresi üzerinde 2.Köy arkasındaki düzlük yamaçta 3.Köy altında Alan'da ilk ikisi uzun süre çalıştı. Kireç ocağına gerekli çalı, çevre köylerden gelen kişilerce sırtta taşınırdı. Bir kişilik yüke şele denir, her şele karşılığında bir boyalı nohut dağıtılır, ücreti buna göre ödenirdi.)

*Küçük çaplı da olsa bir değirmen işletti.

*Tuğla ve kiremit yapı inşaat malzemeleri imalâtı.

*Balıkçılık: Karakuyu gölünde (28 km2). Gölü beş yıllığına Maliyeden kiraladı. Manyas gölü civarından uzman iki balıkçıyı getirip birkaç yıl çalıştırdı.

*Gülcülük:İlk defa köyde imbikle gül yağı imalâtını gerçekleştirdi.

*Başlık parasının kalkması için de çok uğraştı.

Madanoğlu Hacı Tevfik MADEN’İN köye ve yöreye en önemli hizmeti zihniyet değişikliğinde olmuştu. Hafızlık derecesinde Kur’an bilirdi. Arapça’ya hakimdi. İyi bir konuşmacıydı. Hurafeden arınmış gerçek İslâmı savunurdu. Zor işi severdi, zorlamayı sevmezdi. Ağzından dayak sözünü bile duymadı çocukları. Her yerde, her şeyde ikna ve açıklama taraftarıydı. Kararlıydı. Disiplini severdi. Yapamayacağı hiçbir şeyi başkasından istememiştir. Dedikoduyu hiç sevmezdi “Neydeyim ben elin üç oğlaklı beş keçisini” derdi. Yıllarca İncesu’da eski ilk okulun önündeki merdivenlerde hemen her akşam sıralanan köylülere dini, dünyayı anlatır, cahilliğin acizliğini, kötülüğünü kıyaslamalarla açıklar, ilimi, bilimi savunurdu. Roman gibi olan hayatından kesitler sunardı. Köyden kız, erkek, her çocuğun okumasını isterdi. Hatta ilk Köy Enstitüsü öğretmenlerimiz iki rahmetli İbrahimlerin (İbrahim Kızılay / Çeliker ve İbrahim Özkan) okula ilk kayıt- larında bile emeği vardır. Büyük zorluklara rağmen oğlu Muzaffer (Maden) de ilk üniversiteyi bitirendir. (Diş hekimi, 1962 yılına kadar Dinar’da çalıştı. 1962 yılında İsviçre’ye gitti. O günden bu yana orada yaşıyor.)

Temmuz 1965’de oğlu Muzaffer’i İsviçre’de ziyaret etti. Orada bir çiftlikte gördüğü Helena adlı yıllık 12000 litre süt veren ineği, özel ahırında uzun uzun gözetlemiş,köye dönünce gördüklerini köylülere anlatmış, “Hepimiz o inek kadar etmiyoruz” demişti.

1974 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Hac Rehberliği sınavını başarmış, Isparta ve civarı Hacı adaylarına rehber olmuştu.1975 Ocak ayında Hacdan döndü.Yıllarca sigarayı birakamadı.Akciğer kanserine yakalandı. Çeşitli tedavilere rağmen kurtarılamadı. 22 Ekim 1976 Cuma günü Tanrısına kavuştu.

Madanoğlu Tevfik Maden’den deyişler:

Çocuklar için sık sık kullandığı deyişlerden:

* Vili vili didesinin kuzusu
* Gülümün gülü
* Bülüçlerim benim


Hoşlanmadığı hallerde tekrarladığı deyişlerden:

* Vay hınzır vay
* İtin eniği
* Yedikleri naneye bak
* Aptallığına doyma
*Ocağı delinesiceler
* Ocağı tütesiceler

Sohbetlerde yeri gelince kullandığı deyişlerden:

* Heyhat ! (Geçmiş konu olunca sık sık söylerdi)
*Kişi refikinden azar.
*İyi adamın iyi arkadaşı, kötü adamın kötü arkadaşı olur. * Bugünün işini yarına koyma.
*Arap eli öpmekle Arap olunmaz.
*Kara gün kararıp kalmaz.
*Oğlum, şu devirde öpersen kendi elini öp, onu da yıkamadan öpme, belki kirlenmiştir.
*Anasının çıktığı taşa, oğlağı da çıkar.
*Neydeyim ben elin üç oğlaklı beş keçisini.
(Dedikoduyu hiç sevmezdi)
* El yüzü tırmalayacağına, yer yüzü tırmala.
* Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
*Koca ayıya kaval çaldıran dünya, deh...
*At nallanır, eşek nallanır, tosbağa da ayağını uzatır.
*Birine sormuşlar hiç düşmanın yok mu diye. O kimse de hiç yok demiş. Be birader, oğlun, kızın da mı yok?
*Varlığına mağrur olma deme var mı ben gibi
  Bir muhalif rüzgâr eser savurur harman gibi
*Hain hayıflı olur.
*İyi dirlik bol harçlıkla olur.
*Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz.
*Yiyen ağız utanır.

Aşağıdaki mektuplar ondan kalan değerli birer belge ve o devrin tanıklarıdır.

1-Tevfik MADEN’in Afyon Lisesi 1. sınıf öğrencisi 17 yaşındaki oğlu Muzaffer MADEN’e, Karakuyu gölünde balıkçılık yaptığı yıllarda kiraladığı Çapalı İstasyonu yanındaki handan, el yazısı ile gönderdiği 17/18.2.1946 tarihli eldeki en eski mektubu

                                                    Çapalı Hanı, 17/18.2.1946

Oğlum Muzaffer,
Gerek notlu gerek notsuz mektuplarını aldım. Evet, sizi cevapsız bıraktım yavrum. Tam bir buçuk aydır hâlâ bir gece olsun evimize gidip kalamadım. Hayat saatlarım Çapalı Hanı ile gölde geçiyor.Bu külfeti ancak sizlerin cemiyete hayırlı birer üye olmanızı temin için zaruri olan paraları kazanmaktır.Binaenaleyh sizlerden biricik ricam geçen her dakikanızın ömrümüzden bir basamağını törpülediğini ve bu dakikaların milyarlar sarf edilse bile birinin dahi avdet etmeyeceğini bir an bile hatırdan çıkarmayarak derslerine çalışmaktır.Bilhassa bütün ümitlerim sana bağlıdır. Oğlum günü üçe taksim ettiğimiz gibi hayatı da taksim edersek yani (sabah-öğle-akşam) gibi, ben bugün için akşam devresinde yaşıyorum demektir. Buna nazaran ömrüm, vücudum her dakika enerji ve randıman kayıp etmektedir. Tabii kazançlar da aynı nispette devam eder. Halbuki sizlerin hayat seviyeniz yükseldikçe ihtiyacınız yükselmektedir ve yükselecektir. Hayatı beşer böyle kurulmuş. Halbuki yirminci atom asrında çalışan kuvvetliler çalışmayan tembel ve zayıflara yaşama hakkı vermeyeceklerdir. Oğlum, şunu iyi bil ki dünyanın hangi köşesine gidersen git, bundan böyle cahil için hayat sahası kapanmıştır ve insanların da seviyeleri iki şeyle ölçülecektir ahlak, bilgi. Artık ben ihtiyarladım size yol gösterecek değilim. Çünkü bilgim, tahsilim senin kadar yoktur. Engin tecrübelerimin bana hayat da verdiği ders bütün hayatımda okumakmış. Heyhat kaçırdım. Sen bari kaçırma da hemen oku, oku ki insan olasın.

Sömestre tatilinde gel. On lira gönderdim. Bu ayın 17sinde olduğuna nazaran bugün almışsınızdır herhalde. Gel de bir iki gün aramızda kal. Safahat’ı aldım. Memnun oldum. Allah’tan sağlık diler, derslerinde muvaffakiyet temenni ederim. Düsturun şu olsun: İyi arkadaş seç.

Büyüklere hürmet, ahlak, çalışkanlık. İnsan arkadaştan bulur ne bulursa sözüdür yavrum.

Oğlum, senden bütün hayatımda biricik dileğim var: Yalan söyleme. Hayatına mal olursa da. Ahlak ve bilgine gayret. Oku, oku, oku.

                                                            Tevfik Maden

2-Tevfik MADEN’in Afyon Lisesi 2. sınıf öğrencisi 18 yaşındaki oğlu Muzaffer MADEN’e İftihar Listesi’ne geçmesi dolayısıyla 29.4.1947 tarihinde yazdığı mektup

                                                         Dinar, 29.4.1947

Sevgili evlâdım Muzaffer Maden, On lira gönderdim, Arif Bey vasıtasıyla al. Fazla ihtiyacın varsa yaz, tekrar göndereyim. Efradı ailemiz cümleten iyiyiz.

Oğlum, yuvamızın biricik yıldızı olacaksın. Yarım asırlık ömrümün meyvedar biricik fidanı olarak seni yetiştirebilirsem dünya ve ahiret kendimi beşeriyetin en bahtiyar insanı telâkki edeceğim. Yavrucuğum seni tekâmül etmiş telâkki ediyorum. Sana nasihat verecek değilim. Aklını başına al. Dürüst ve Çalışkan olmağa gayret et. Gerçi bunu yapacağına eminim. Başka yazacağım yoktur. Gözlerinden hasretle öper, Ulu Tanrıdan sağlık diler, sözüme son veririm. Okulunuzun kapanmasını bildir.

                                                         Tevfik Maden

 

*****

 

Babası Tevfik MADEN’e oğlu Muzaffer MADEN’in yazdığı son mektubu

                                                                İsviçre, 23.10.1976

Canım Babacığım,

Bütün ömrümce cevabını alamayacak, bütün ömrümce sesini duyamayacağım artık. Ebediyete göçtün, ruh oldun... Tabiatı, yeşili çok çok severdin... ÇİÇEK oldun artık. Geride bıraktığın gözü yaşlı bizlerde, en yakınlarında, eş ve dostlarda unutulmayacak bir hatırasın artık.

Bilge insan.

Ümitle dolu, iyiliksever, iyimser insan.

Çalışkan, sebatkâr, olumlu ve cesur insan.

Düşmanlık bilmeyen yurtsever insan.

Seksen iki yıllık hayatının bütün iniş ve çıkışlarında, küçük hesaplarda boğulmamış namuslu insan.

Hoşgörü ile dolu, hakikatle hurafeyi ayırabilen, ilerici insan.

Küçük çevresinde, büyük ve hayatı zorluklara rağmen, imkânları ve imkânsızlıkları içinde bile büyük kalmış, örnek insan.

Mutlu insan.

İnsan ve insanlık sevdalısı sen, aziz ve sevgili babacığım!

Artık ne okuyup ve ne de birine okutabileceğin bu son mektubumla SANA ALLAHTAN SONSUZ RAHMETLER DİLİYORUM.

Bana dediklerini gücüm yettiğince yerine getirmeye çalışacağım. Kusurlarımı affet, e mi?

Öğütlerin bize ışık, hatıran bize kuvvettir. Rahat uyu... Bütün ruhumla, artık erişemeyeceğim ellerinden hürmetle öperim.

Her şey, her şey için sana teşekkürler borçlu olan

                                                      Oğlun Muzaffer

Senin için tarih: 22 Ekim 1976 Cuma günü Saat 22.30. Bize ne var kaderde?

Yıllar önce bir gün, bir fotoğrafının arkasına “İki gözüm canım Muzafferime hitabınla, Hayatın yaprak dökümünde HATIRALAR bir bahar olur” diye yazmıştın. Ben de o yaşlardayım artık. Seni çok daha iyi anlıyor, seni daha çok özlüyorum şimdiler. Hayırlısı olsun,hayırlısı Canım Babacığım.

Muzaffer Maden'in İncesu'da 9 Ağustos 2003 günü babası için hazırladığı panoyu tanıtırken yaptığı konuşma.

Değerli Konuklarımız, İncesu’nun Kıymetli Evlâtları Ve Akrabalarım

Şükürler olsun bu şenlik günümüzde yine buluştuk. Hepinizi büyük bir coşku ve sevgi ile kucaklıyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Biliyorsunuz iki yıldır şenliğimiz içinde köyümüzde iz bırakanlar konulu bir de yarışmamız var. Bu yarışmamızın her yıl devam etmesini içtenlikle diliyor ve teklif de ediyorum. Böylelikle, yazıya geçtiği için yıllar sonra da, değerlerimiz unutulmayacak, örnek olmağa devam edeceklerdir. Üstelik, yıllar boyu yazılar toplanınca köyümüzün bu günlerinin tarihi de yazılmış olacaktır.

Yaşayan her şey iz bıraktığına göre az değerli, az önemli demek yok. Hatta olumsuz, kötü bir iz bile olumlu yönde kıvılcıma sebep olur, unutmayalım. Bu konuda ilginizi rica ediyorum. Tanıdığınız, bildiğiniz her kişi, her konu iyi niyetle yazılabilir. Varsın hatalı da olsun. Hatasız insan olur mu? Ne utanalım, ne alıngan olalım. Bu yolda gayret etmemiz ve yorulmamız bile ne kadar güzel, değil mi. Sevdiklerimizin ruhları da şad olmaz mı? Tanrı her şeyi bilmiyor mu?

İncesu’da iz bırakanlar deyince benim aklıma doğal olarak rahmetli babam Madanoğlu Hacı Tevfik Maden geliyor. Bir pano üzerinde, bazı resim ve yazılarla, onun hayat özetini göstermeye çalıştım. Anılar ihtiyarların bastonudur demişler. Babamdan şu anılarımı sizlerle paylaşmak istiyorum:

Rahmetli babam sigara tiryakisiydi. Çocukluğumda para kıttı. Paradan çok itibar geçerdi. Sigara çoğu zaman tane ile satılırdı.Tülü’deki bahçemizde günde, karşılıklı 250-260 aşı yapardık. Babam getirdiği birkaç tek sigarayı daha kuşluk olmadan içip bitirir, beni köye bakkala sigara almaya gönderirdi. “Oğlum başım şişti, çok geç kalma, çabuk gel” tembihiyle yola koyulurdum. Benim yıllarca sigara peşinde koşturmam da hemen hemen şöyle bir yörüngeye oturmuştu: “Bakkal dayı, bakkal dayı”. Çoğunlukla bir kadın sesi “Kim o?” derdi. “Ben Nuri, babamın selâmı var, sigara istiyor.” “Burada sigara yok, bakkal dayın yanında götürdü. Devrent’e gitti.” Ben o çocuk adımlarla kilometrelerce yolu en hızlı biçimde katederdim. “Bakkal dayı, bakkal dayı, babamın selâmı var, sigara istiyor.” Çift sürmeyi bir an bırakıp, el ile bana göstererek “Ben de sigara kalmadı, Karapınar’da Kör Mehmet’e sor, onda vardır.” Tekrar son süratle yollara koyulurdum. “Mehmet dayı, Mehmet dayı, babamın selâmı var, sigara istiyor.” Elimde bir iki tek sigara bahçeye koşardım. Rahmetli babam “İtin eniği! Nerede kaldın? Başım şişti” der, hemen bir sigara alıp yakardı. Bense içimden çok da dikkat istemeyen bir iş yapan babamın, niye başının şiştiğini anlayamazdım. Yıllarca sigara için İncesu ovasında koşturdum, durdum. Bu yüzden zamanımızın moda sporu yürüyüşü hiç sevmiyorum. Zira gereğinden fazla yürüdüğümü düşünüyorum. Ama haksızlık da etmeyeyim, o yürüyüşler bana bugünkü sağlığımı kazandırdı. Rahmetli babam akciğer kanserinden öldü. Pişmanlığını şu sözleri göstermiyor mu? “Oğlum, keşke insanın elli yaşından sonraki aklı, elli yaşından önce olsaydı.”

Dediğim gibi günde karşılıklı 250-260 aşı yapardık. O sıcak günlerde bana, beyaz mantar şapkası başında, yağlığı boynunda dolalı, dünyadan bahseder, anılarından anlatırdı. Sesi güzeldi. Çalışırken şarkı da söylerdi: Ömrüm seni sevmekle nihayet bulacaktır. Aç kolların, sar boynuma, üşüdüm, üşüdüm, saramam ben. Telgrafın tellerine kuşlar mı konar, herkes sevdiğine böyle mi yanar. Aklımda kalan sevdiği şarkılardı. Onun aşılı fidanları bütün komşu köylere, Dinar’a da yayıldı. Ziraat Dairesinden bile ağaç konusunda ona sorarlardı. Bir gün Macaristan’dan bir kayısı filizi gelmişti, kutu içinde. Bana açtırmıştı kutuyu. Aşı filizinin saklandığı nemli kumun temizliğini hâlâ hatırlıyorum.

Köyümüzde konu komşuya da aşılı fidanlarından bedava dağıtırdı. Birinde sormuştum niçin bedava verdiğini. “Bak oğlum,” demişti. “Komşunda da olursa seni kıskanmaz. Senin meyveni çalmaz. Ağacının dallarını kırmaz. Sonra, yeşil oksijen demektir. Akciğer demektir. Herkese, her canlıya gereklidir.” Ne ileri görüş! Demek ki ilk çevrecimizmiş babam. Ruhu şad olsun. Bu vesile ile kaybettiğimiz bütün sevgili atalarımıza, evlatlarımıza, akrabalarımıza rahmetler diliyorum. Onları hayırla yad ediyor, ruhları şad olsun diyorum. İyi, başarılı şenlikler dileyerek, hepinizi sevgiyle kucaklıyorum.

                                muzaffer.maden@bluewin.ch


Tevfik Maden'in Terhis Cüzdanındaki Fotoğrafı
(23.07.1928)


Tevfik Maden Bahçede Çalışırken (1951)


Tevfik Maden Yetiştirdiği Meyvelerin Arasında


Tevfik Maden ve Eşi Safiye Maden (1951)


İsviçre'de Oğlu Muzaffer Maden İle (1965)


Eşi İle Evlerinin Önünde (1974)


Hacı Adaylarına Rehberlik Belgesi (1974)


Safiye Maden Oğlu Muzaffer ve Gelini İle (1975)


İncesu'dan Bir Görünüş (1979)